Aslan Kurt ve Tilki arkadaş olup ava çıktılar. Aslında aslanın avlanmada berikilere hiç ihtiyacı yoktu ama onların kendisinden istifadesi için bu arkadaşlığa tenezzül etmişti.
Kâmil insanların avama arkadaş olmaları da bu kabildendir.... Aslan sırayla bir yaban öküzü, bir yaban keçisi ve bir tavşan avladı ve imtihan kasdiyle kurda;
- Hey kurt, karnımız acıktı gel de şu avladıklarımızı benim yerime pay ediver, dedi. Kurt kendince paylaşmaya başladı:
- Bu yaban öküzü size yakışır, zira o da iri siz de irisiniz. Büyüklük bakımından yaban keçisi bana münasiptir. Eh, şu tavşan da tilkiye yeter de artar bile, dedi. Aslan bu taksimden gazaba geldi ve bir pençeyle kurdu öldürüp yere serdi. Daha sonra tilkiye döndü ve:
- Bir de senin paylaştırmanı görelim, dedi. Tilki hemen cevap verdi:
- Ey padişah, öküz sizin sabah kahvaltınız olmaya layıktır, yaban keçisi öğle yemeğiniz, tavşan ise akşam şekerlemenizdir. Sizin artıklarınız da benim canıma minnettir, dedi. Aslan bu taksimi beğendi ve:
- Aferin sana tilki! Bu güzel paylaştırmayı kimden öğrendin, diye sordu. Tilki yerde yatan kurdu gösterdi:
- Şu yerde yatan akılsızdan.
Aslan dedi ki:
- Madem ki edebini bildin ve bir yerde iki padişah olamayacağını anladın, buyur üç avın üçü de senin olsun. Tilki yine secdeye kapandı ve:
- Ya Rabbi iyi ki benim imtihanım kurttan sonra oldu; eğer önce olsaydı halim nice olurdu, diye şükretti.
Hz. Mevlânâ'ya göre geçmiş ümmetlerin Allah yanındaki durumu temsili olarak kurdun durumu gibidir.
Müslümanlar Hakk'ın azabına müstahak olan geçmiş ümmetlerden sonra geldikleri için şanslıdırlar.
Bu yüzden Hz. Peygamber kendi ümmetine "rahmet edilmiş ümmet" demiştir. Hasılı hikâyenin verdiği ders şu;
İnsan Cenab-ı Hakk'a karşı; şu senin, bu benim gibi bir edepsizliğe kalkışmamalı, hatta ben bile dememeli, kendisi de dahil her şeyin sahibinin o olduğunu asla unutmamalıdır. Hakk'a karşı hak iddia etmek rüzgardan davacı sineğin haline düşmektir.